Sağlık bilgilerinin bir psikoterapist veya hekimle görüşmeyi sadece destekleyebileceğini ama asla ikame edemeyeceğini lütfen unutmayın!

Temel Bilgiler

Sizin için ruhsal hastalıklara dair önemli, genel hastalıkları kapsayan bilgiler derledik.

Ruhsal sağlık - Dengeli ruh

„Ruhsal sağlık“ kavramı bizim „iç dünyamızla“ yani hem nasıl düşünüp hissettiğimizle hem de nasıl davrandığımızla ilgilidir. Ruhsal sağlık, ruhsal ve zihinsel huzur hali olarak tanımlanır. Bize potansiyellerimizi sonuna kadar kullanma, hayatın getirdiği sıkıntılı ve stresli hallerle başedebilme imkanı veren bir çeşit ideal durumu ifade eder. Ruh sağlığı yerinde olan bir insan, bu sayede işinde verimli ve başarılı olabilir. Bu kişi çevresine, yani ailesinin, arkadaşlarının, yakınlarının ve komşularının yaşantısına katkıda bulunabilir.

Ruh sağlığı sadece ruhsal sıkıntı ve hastalıkların yok olması demek değildir. Bir „hepsi ya da hiçbiri prensibi“nden söz edilemez. Çoğumuz çoğu zaman „ruhsal sağlığı yerinde“ hali ile „ruhsal sıkıntı sahibi“ veya "ruhsal hastalık sahibi" hali arasında bir yerdeyizdir.

Ruhsal hastalıklar - Ruh acı çekerse

Bir insanın sadece bedensel sağlığı değil, ruhsal sağlığı da zaman zaman değişir. Özellikle büyük sıkıntı dönemlerinde, örneğin işini kaybetme veya önemli birinin ölmesi sonrası, dengeyi sağlamak kolay değildir.

Ruhsal sıkıntı çeken insanlar farklı hastalık belirtileri (semptom) gösterirler. Bu belirtiler kendini farklı şiddetlerde gösterir ve hastanın günlük yaşantısı ile işlevselliği üzerinde az veya çok büyük bir etki sahibi olabilir. Sıkıntı durumlarında sık gösterilen tepkiler, belli bir süre için çok güçlü bir hal de alabilen üzüntü, korku veya güçlü ruhi gerilim duygularıdır. Bu belirtiler normal şartlarda belli bir zaman sonra kaybolur. Eğer belirtiler daha uzun süre kendini gösterir veya bunlara panik atak, intihar düşünceleri, kendine zarar verme veya kuruntu gibi yenileri eklenirse ve günlük yaşantıda giderek daha fazla engel ve sorunlara sebep olursa, hastaların ve yakınlarının profesyonel yardım almaları gerekir.

Ruhsal hastalıklar kavramı, kendini farklı şiddetlerde gösteren çeşitli hastalık belirtilerini kapsar. Bir hekim veya bir psikoterapist , kapsamlı bir tanısal görüşme ile hastanın herhangi bir ruhsal hastalığının olup olmadığını veya hangi ruhsal hastalıklarının olduğunu bulabilir.

Önemli bilgiler: Ruhsal hastalıklar

  • algıyı, düşünmeyi, ruh halini ve davranışı etkileyebilir,
  • sanılandan çok daha fazla günlük yaşamın içindedir,
  • bir zaaf göstergesi değildir,
  • herkesin başına gelebilir,
  • herkes tarafından farklı yaşanır ve
  • çoğunlukla etkili şekilde tedavi edilebilirler.

Tanı

Ruhsal hastalıklar, örneğin diyabet hastalığının kan testi ile veya kemik kırılmasının röntgenle tespit edildiği gibi bir test yardımıyla „kolayca“ tespit edilemezler (uzman dilinde: tanılanamazlar). Klinik bir tanı sadece tecrübeli bir uzman hekim veya psikoterapist  tarafından konulabilir. Ancak bunun öncesinde, ruhsal rahatsızlığın sebeplerinden birinin örneğin guatr hastalığı gibi bir bedensel hastalık olmadığına emin olmak için bir muayene yapılması gerekir.

Ardından uzman hekim veya psikoterapist ile hastanın her bir rahatsızlığı, aile geçmişi ile diğer bedensel ve ruhsal hastalıkları hakkında detaylı bir görüşme yapılır. Burada anket gibi psikolojik testler de yapılabilir. Bu tanısal görüşmede, hastalık belirtilerinin, yani tüm semptomların (hastalık bulguları) genel görünümünün tespit edilmesi ve bunlara bir tanı konulması amaçlanmaktadır. Hekim veya psikoterapist bu şekilde, hastanın belirli bir hastalığa mı yoksa birden fazla ruhsal hastalığa mı sahip olduğunu ve bunların ne şiddette etkili olduğunu tespit eder. Bu önemlidir çünkü yapılacak terapinin türü, hastalığın türü ve şiddetine göre büyük farklılıklar gösterebilir.

Tanı sınıflandırılması genelde „Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası Sınıflaması“ (ICD-10, International Classification of Diseases, 10. revizyon) yoluyla yapılır. ICD-10,  Dünya Sağlık Örgütü  (WHO) tarafından yayınlanır ve Almanya’da büyük ölçüde yasal bağlayıcılığı vardır. Yani tedavi masraflarının karşılanması için, psikoterapist, hekim ve kliniklerin , sağlık sigortalarına bir ICD-10 tanısı vermeleri gereklidir.

ICD-10, ruhsal hastalıkları tanı grupları diye adlandırılan gruplara ayırır:

Tanı grubu Örnek
Organik ve semptomatik mental bozukluklar Bunama
Psikotrop madde yüzünden ruhsal bozukluklar ve davranış bozuklukları Aşırı alkol tüketimi, alkol bağımlılığı, alkol kesilme sendromu
Şizofreni, şizotipal ve paranoid bozukluklar Psikoz
Duygusal bozukluklar Depresyon, bipolar bozukluklar = „manik depresif bozukluklar“
Nevrotik bozukluklar, stres bozuklukları ve somatoform bozukluklar Korku bozuklukları, saplantı zorlantı bozuklukları, somatoform bozukluklar
Bedensel bozukluk ve faktörler içeren anormal haller Aşırı zayıflık, bulimia, uyku bozuklukları
Kişilik ve davranış bozuklukları Borderline kişilik bozukluğu, narsistik kişilik bozuklukları, kleptomani = „çalma hastalığı“
Zeka geriliği  
Gelişme bozuklukları Okuma ve yazma bozukluğu
Çocukluk ve gençlik döneminde başlayan duygu ve davranış bozuklukları ADHS, Tourette sendromu

Önemli bilgi: Tanı, hastalığın nedeni hakkında bilgi vermez.

Nedenler

Ruhsal hastalıklar doğrudan bir nedene bağlanamaz. Ruhsal hastalıkların oluşumunun sebebi bilakis, sıkıntı dolu yaşam tecrübeleri ile biyolojik, kişisel ve ailevi faktörlerden oluşan bir etkileşimdir. Her bir faktörün hangi şiddette etkili olduğu, hastalık belirtileri ile hastaya göre değişir.

Risk faktörü diye de adlandırılan farklı oluşum faktörlerinin etkileşimi, bir insanın kırılganlığını (= hastalığa yatkınlık veya kırılganlık) belirler. Bize stresin (örneğin anlaşmazlıklar, ergenlik, ayrılıktan dolayı) bir insan organizması üzerindeki etkileri hakkında bilgi verir. Bazı insanlar için günlük gereksinimlerini karşılamak bile aşırı yük gibi gelirken, bazı insanlar da aşırı zihni yüklenme ve travma sonrası ruhsal bunalıma girer.

1. Risk faktörü bulunmayan bir insan daha fazla stres kaldırabilir. Ancak, risk faktörü bulunmasa bile bir insan aşırı zihni yüklenme sonucu (örneğin savaş) bir ruhsal hastalığa yakalanabilir.
2. Az risk faktörü bulunan bir insan, ruhsal bir hastalığa yakalanmadan belli bir ölçüde stres kaldırabilir. Zihni yüklenme fazla olduğunda ise deyim yerindeyse „bardak taşar“.
3. Risk faktörü çok ve güçlü olan bir insan çok az stres kaldırabilir. Çok hafif bir yüklenmede bile ruhsal bir hastalık tetiklenebilir. Ancak, sadece aşırı bir kırılganlık sonucu da ruhsal bir hastalık tetiklenebilir.

Önleme ve erken teşhis

Tıbbın bir çok alanında önleme (tedbir, örneğin aşı olarak) ve erken teşhis (örneğin kanser tedbir muayenesi), hastalıkların dolaylı zararlarını önleyebiliyor. Bu ilke son yıllarda, bağımlılık, yeme bozuklukları veya psikoz gibi ruhsal hastalıklarda da giderek daha fazla uygulanıyor.

Önleme ile, örneğin stresi yenme gibi sağlıklı insanlara yönelik önlemler kastedilmektedir. Bu önlemlerin risk faktörlerini azaltması ve böylece ruhsal bir hastalığın oluşumunu önlemesi amaçlanmaktadır.

Erken teşhis önlemleri, hastalığı henüz başlangıç safhasında olan insanlara yönelik uygulanır. Burada hedef, ruhsal hastalığı erken tespit etmek, hastalarla yakınlarına mümkün olduğunca vaktinde yardım etmek ve hastalığın ilerlemesini engellemek veya yavaşlatmaktır. Araştırmalar, erken tedavinin iyileşme sürecine katkı sağladığını açıkça ortaya koyuyor. Bu, hastalığın başlangıcı ile tedavi arasındaki süre ne kadar az olursa, iyileşme şansının toplamda o kadar yüksek olacağı anlamına geliyor.

İlaç tedavisi (psikofarmaka)

Bazı ruhsal hastalıklarda, beyin metabolizmasında bozukluklar tespit edilmiştir. Böyle bir durumda, az veya çok doğrudan beyin metabolizmasına müdahale eden ilaçlar (psikofarmaka) kullanılabilir. Basit ifadeyle, psikofarmaka ile beyindeki mediyatör maddelere (Nörotransmitter: örneğin serotonin, noradrenalin veya dopamin) dair mevcut bir dengesizlik, bir eksiklik veya bir fazlalık dengelenir. Psikofarmaka kısmen doğrudan etki gösterir (örneğin sakinleştirici ilaç). Bazı psikofarmaka ise hastada uzun bir süre sonra etki göstermeye başlar (antidepresif ilaçlarda olduğu gibi), zira beyin metabolizmasındaki uzun vadeli değişiklikler yavaş yavaş oluşur.


Aşağıdaki tabloda en önemli psikofarmaka grupları ve ana uygulama alanları gösterilmektedir:

Madde grubu Uygulama alanları Önemli notlar
Antidepresif ilaç Depresyon, korku bozuklukları, saplantı zorlantı bozuklukları, uyku bozuklukları, (yeme bozuklukları) Etkisini ancak 2-3 hafta sonra gösterir; bağımlılık riski yoktur
Anksiyolitik ilaç (Sakinleştirici ilaç) Korku bozuklukları, depresyon (kısa süreli), psikotik durumlar (kısa süreli) Kısmen bağımlılık riski var
Nöroleptik ilaç (Antipsikotik ilaç) Psikozlar, bipolar bozukluklar, kronik depresyonlar Alırken alkollü içeceklerden sakınılması gerekir; bağımlılık riski yoktur; kan sayımı ile böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının düzenli olarak değerlendirilmesi gerekir
Faz profilaksisi (Duygudurum dengeleyicileri) Bipolar bozukluklar, kronik depresyonlar Etkisini ancak 1 ila 2 hafta sonra gösterir; ilacı alırken kullanma talimatlarına tam uyulması gerekir (aşırı doz tehlikesi); kan sayımı ile böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının düzenli olarak değerlendirilmesi gerekir

İlaç kullanımında istenen etkilerin yanısıra istenmeyen yan etkiler de görülebilir. Tedaviyi yürüten hekim hastayla görüşerek onu bu konuda bilgilendirir ve böylece ikisi beraber ilaç kullanımının risk ve faydalarını düşünüp tartabilirler. Ağır yan etkiler genelde daha çok nadiren ortaya çıkar veya tedavi süreci boyunca azalır. Ancak başka ilaçlarla etkileşim olabileceği için, hastaların, reçetesiz satılan ilaçlar dahil olmak üzere diğer bir ilacı almadan önce hekimlerine danışmaları gerekir.

Psikoterapi

Psikoterapinin kelime tercümesi, „Ruhun tedavi edilmesi“ anlamına gelir. Bir psikoterapinin hedefi, ruhsal hastalıkları tespit etmek ve bunları iyileştirmek veya yatıştırmaktır. Psikoterapinin ayakta ve yataklı türleri vardır. Her ikisi de sadece psikolojik psikoterapist veya uzman hekimler tarafından uygulanabilir. Psikoterapiler, grup görüşmeleri, bireysel görüşmeler veya bunların kombinasyonu şeklinde gerçekleşir.

Ayrıca psikoterapide farklı yöntemler vardır. Bu yöntemler, psikoterapistin tutumuna, uygulanacak terapi planına ve ruhsal hastalıkların oluşumunun nasıl yorumlandığına göre farklılık gösterir.

Bu yöntemlerden üçünün masrafları sağlık sigortası tarafından karşılanır:

Etkili sayılan iki yöntem daha vardır ancak bunların masrafları henüz sağlık sigortası tarafından karşılanmamaktadır.

Hastanın ihtiyaç ve beklentilerine cevap veren bir psikoterapi, hastanın yabancı olduğu bir yönteme kıyasla genelde daha çok fayda sağlar. Ancak en az bunun kadar önemli olan bir diğer konu ise, hastanın kendisini psikoterapistinin yanında güvende ve ehil ellerde hissetmesidir.

Psikoterapi görmeye karar veren birisi, öncelikle sağlık sigortasıyla görüşerek tedavi masraflarının karşılanıp karşılanmayacağı konusunda bilgi almalıdır.

Davranış terapisi

Davranış terapistleri, „davranış“ kavramının sadece dışarıdan gözlemlenebilen faaliyetleri değil, aynı zamanda düşünce, duygu ve bedensel süreçleri de kapsadığını kabul ederler. Davranışın büyük ölçüde öğrenilebilir olduğu fikrinden hareket ederler. Bu, sıkıntı verici düşünce ve davranış modellerinin "unutulabileceği" ve daha yararlı olanlarının baştan öğrenilebileceği anlamına gelir. 

Davranış terapileri, hastaya sorunlarını anlaması ve bunların üstesinden gelmesi konusunda yardımcı olur. Bu anlamda davranış terapisi aslında bir kendine kendine yardımdır. Hasta terapistiyle birlikte, örneğin “farklı tepki vermeyi veya farklı hissetmeyi isterdim” dediği somut durumları inceler. Bu tür kesitlerin yardımıyla, hastanın tam olarak neden böyle davrandığının anlaşılması amaçlanır. Bu düşüncelere hastanın hayat hikayesi ile güncel yaşam şartları da dahil edilir. Bu çıkarımlardan yola çıkarak çözüm yolları tespit edilir ve bir sonraki adımda bunlar denenir. Bu çözüm stratejilerini günlük yaşantısına uyarlayan hasta, bunların ne kadar faydalı olduğunu test eder ve tecrübelerini yine terapide paylaşır. Bu şekilde hastayla terapist, eşit düzeyde bir ortak çalışma yapar. Sorunlu davranışlar sıkça sorgulanır ve yenileri denenir.

Davranış terapisinin diğer unsurları, psikoedukasyon (sözkonusu hastalık ve hastalığın tedavisi hakkında bilgilendirme) ile özellikle yetenek ve becerilere yönelik alıştırma yapmaktır (örneğin „hayır demek“, „ilişki kurmak“ gibi sosyal becerilerin yanısıra stresle baş etmek ve rahatlamak).

Davranış terapisinde, terapist ile hasta karşılıklı otururlar. Görüşmeler genelde haftada bir yapılır. Bir davranış terapisi, kısa veya uzun süreli terapi olarak 25 ila 80 görüşmeyi kapsar.

Psikoanalitik terapi

Psikanaliz, „bilinçdışı“ denilen unsurları ön plana alır. Bu terapi türünde, geçmişteki (özellikle çocukluk dönemindeki) bilinçdışı çatışma ve tecrübelerin, ruhsal hastalıkların ortaya çıkması ve devam etmesinin sebeplerinden biri olduğu kabul edilir. Bilinçdışı çatışmalar, bir insanın kendisi ve başkalarına olan bakışını, ilişkilerini, duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını belirler.

Terapist, hastasının bu bilinçdışı çatışmaları ve bunların etkilerini ortaya koymasına yardım eder. Hastanın terapistiyle birlikte anlayıp inceleyebilmesi için bu çatışmaların burada ve şimdi esasına göre canlandırılması gerekir.

Bunu yaparken hasta bir kanepeye uzanır ve hastanın terapistiyle göz teması olmaz. Bunun avantajı, hastanın tamamen kendi düşünce, duygu ve iç dünyasına konsantre olabilmesidir. Analitik psikoterapi, uzun süreli bir terapidir ve genelde üç ile beş yıl arasında sürer. Görüşmeler ise haftada iki ila üç kere yapılır.

Derinlik psikolojisi temelli psikoterapi

Derinlik psikolojisi ve psikanaliz kavramları sıkça eşanlamlı olarak kullanılır. Derinlik psikolojisine dayalı terapinin kökeni her ne kadar psikanalize dayansa da, bu ikisinin terapi şekilleri, süre, terapi planı ve terapi amacı açısından farklılık gösterirler.

Derinlik psikolojisine dayalı terapide bilinçdışı çatışmalar ön planda değildir. Terapinin ağırlık noktası, güncel ruhsal çatışmalardır. Hastanın, önceden yaşadığı tecrübe ve davranış modelleri hakkında konuşarak güncel sorunlarını anlaması amaçlanmaktadır. Ayrıca terapist, güncel sorunlarını çözmesi için hastanın mevcut ancak bilinçdışı olan becerilerini etkinleştirmesine yardımcı olur.

Bu terapi şeklinde, terapist ve hasta karşılıklı otururlar. Derinlik psikolojisine dayalı terapi yaklaşık olarak iki ila üç yıl sürer. Görüşmeler ise haftada bir ila iki kere yapılır.

Konuşma merkezli psikoterapi

Konuşma merkezli psikoterapi, her insanın kendi kendini iyileştirme, problem çözme ve kişisel gelişim becerisine sahip olduğunu kabul eder. Hasta, „kendinin uzmanı“dır.

Konuşma merkezli psikoterapide, gelişme ve iyileşme süreci, psikoterapistin hastanın düşünce ve duygu dünyasını hissederek, hasta hakkında bir değerlendirme yapmaksızın kendi çıkarımları hakkında hastaya geri bildirimde bulunmasıyla desteklenir. Terapist hastaya yeterli alan bırakır, konuları ona seçtirir, tavsiye ve imalarda bulunmaz. Bunun yerine tekrar tekrar, içinde bulunulan duruma göre oluşan duygular hakkında konuşulur. Terapist hastaya karşı açık ve dürüsttür, ayrıca onu koşulsuz kabullenir. Terapinin devamında hastanın kendi kendini anlaması ve kabullenmesi amaçlanır.

Sistemik terapi (sistemik aile terapisi)

Sistemik aile terapisi, bir ruhsal hastalığı incelerken bir ailenin üyeleri arasındaki ilişkileri de dikkate alır. Sorun, hastalık veya güçlü yönler sadece tek kişide değil, tüm „sistem“ yani aile veya arkadaş çevresi içinde de aranır. Sistemik tedavi, hem aile terapisi olarak hem de çift terapisi veya bireysel terapi olarak uygulanabilir.

Sistemik aile terapisinde ailenin her bir üyesinin bağımsızlık ve öz değerinin güçlendirilmesi, aile üyeleri arasındaki anlaşma ve paylaşımın iyileştirilmesi, zararlı ilişki modellerinin tespit edilerek değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Aile terapisi ile tedavi, ayakta veya yataklı yapılabileceği gibi farklı tedavi şekilleriyle ve ilaçlarla kombine edilebilir.

Yönergeler

Yönergeler, hekim ve psikoterapistler için sistematik olarak geliştirilmiş yardımcılardır ve spesifik durumlarda karar vermelerine yardımcı olurlar. Yönergeler, güncel bilimsel hükümleri ve pratik olarak test edilmiş yöntemleri referans alırlar.

Daha fazla bilgi için: Guideline International Network

Daha fazla bilgi için: Ruhsal hastalıklara dair yönergeler (Almanca versiyonu).